
Türk inanç sistemi içinde ‘kam’ diye bilinen bu kişiler toplum içinde olağanüstü
güçler ile olan ilişkileri ve bunlara dayalı topluma ve bireye gösterdikleri çözümler nedeniyle
saygı duyulan veya korkulan şahsiyetlerdir. Kamların toplumsal dönüşüme paralel,
üzerlerinde biriktirdiği işlevler oranında etki alanlarının genişlediği de söylenebilir.
Bu bağlamda burada incelemeye çalışılacak husus, söz konusu özelliklerin kadın
kamlara yansıması biçimiyle ilgili olacaktır. Türk inanç pratiklerinde önemli yer tutan kadın
kamlarla ilgili bir takım görüşler vardır. Bu görüşlerin başında, insanın yaşamını idame
ettirebilmesi için gerekli olan ‘yiyecek’ maddeleri ve çoğalması için gerekli olan ‘doğum’
olayıyla ilgili yapılan törenler gelir. Bu törenler ilk uygulamadan itibaren bitkisel, tarımsal,
hayvansal bereketin bolluğunu, nüfus artışının temini ve devam ettirme amacıyla (Özdemir
2001:124; Bayat 2004: 17–49) yapılır.
İnsanoğlu ilk çağlarda toplayıcılık ve ilkel bahçe tarımıyla uğraşmıştır. İşte bu süreç
içinde kadının toplayıcılık ve ilkel bahçe tarımıyla uğraşması, ‘ateşi’ istifade edilir duruma
getirmesi (Çobanoğlu2003: 29, 30, 31) ile “erkek cinsinde bulunmayan doğurganlık ve
doğurduğunu kendi bedeniyle beslemesi gibi kendine özgü nitelikleri ‘anaerkil’ aile
düzeninde ona ayrıcalıklı bir konum kazandırmıştır” (Akarpınar 2000:180). Dolayısıyla Türk
toplumunun mitolojik sembollerinden biri olan ‘kadın’, doğurganlık özelliğiyle, yaratıcı
gücün temsilcisidir” (Özcan 2003:78) Bu sebeple kadın, toplum yaşamı içerisinde bereketin,
doğurganlığın sembolü olarak görülmüştür. Öte yandan kadın şaman, “Yer Ana” kompleksine
girerek en eski çağların hatıralarını yaşatmaktadır. Nitekim Şamanlığın köken bakımından
anaerkil bir dönemde ortaya çıktığı, son dönem araştırmaları ile ortaya konulmuştur.(Bayat
2006: 85)
Kültürün doğasında var olan gelişim, değişim, dönüşüm ve yeni terkipler
oluşturabilme özelliği, Türk kadın kimliğinde de kendisini göstermiştir. Gelişim ve
paylaşımın çok yönlü olmadığı, sınırlı paylaşımların gerçekleştiği erken dönem Türk
toplumunda “kadın kam” kimliği ile varlık gösteren Türk kadın kimliği, dini ve sosyal rolleri,
çok yönlü işlevleri ile o şartlar içinde karşılarken, değişen zaman ve şartlarda üzerindeki
işlevlerin çoğunu toplumsal birikimin doğal gelişim süreci içinde doğurduğu muhtelif
müesseselere aktarmıştır. (Yıldırım1999)
Türk kadın kamlar, dini kimliklerini İslam dinine intisap ile birlikte kadın evliyalara;
büyücü, sihir yapıcı kimliğini bakımcı, falcı, muskacı kadınlara; hekimlik kimliğini ocaklara
devretmiştir. (Kalafat 1999: 79) Bu işlev dağılımında dini misyonun verildiği kadın evliyalar,
Türk-İslam coğrafyasının muhtelif yerlerinde varlık göstermiş ve günümüze kadar türbeleri ve
bu türbeler etrafında oluşan menkıbe ve efsaneleriyle varlığını sürdürmüştür.
Erken dönem Türk inanç sisteminde karşımıza çıkan kadın kamlar ile Türk
coğrafyasındaki yaygın “kadın evliya” tiplerinin ne ilgisi olabilir, sorusuna dinler tarihi
disiplininin yaklaşımıyla cevap verilebilir: Hiçbir zaman, bir din veya salt bir dini inanç,
sınırlı bir zamanda ortaya çıkıp, işlevini tamamlamış ve ortadan kaybolmuştur, denilemez.
Din ve din pratiklerine bu tarz bir yaklaşım eksik bir yaklaşım tarzıdır. Çünkü dinin tarihi
aşan bir boyutu vardır. Dini oluşturan olgular, bir anda ortaya çıkmaz. Dolayısıyla, din ve ona
bağlı olgu ve olaylar tarihi süreç içinde oluşur ve varlığını bir biçimde sürdürür.
Anadolu’nun muhtelif yerlerinde bulunan ve etrafında pek çok halk inancı pratiği
oluşan kadın evliya türbelerinin bazılarını sayacak olursak: Kız Evliya Türbesi: Edirne saray
içindedir, Kız Veli (Mühürlü Sultan)Türbesi: İzmir Menemen’de Merkez Çarşı içi,
müftülük yanındadır, Sarı Kız Türbesi: Bolu ili Mengen ilçesi Agacalar köyü, Kız Dedesi:
Bolu merkez Ege Mahallesi Tarlabaşı caddesindedir. Kızlar Türbesi: Kahramanmaraş
kabristanındadır, Kız Türbesi: Edirne merkez Kıyık Ortaçukur Mahallesi’ndedir Üç Kızlar
Türbesi: Konya ili, Akşehir merkezde Taşmedrese yanındadır. Sır Hatunlar (Sire
Hatunlar) Türbesi: İzmir Tire’de Maşa Mahallesi’nde, Şeyhetü Zeynep Türbesi: Siirt
merkezde, Cimcime Sultan: Ankara ili, Haymana ilçesindedir, Sultan Hatun veya Aynalı
Kadın Türbesi Sinop ilinde, Loğusa Hatun: İstanbul – Beyoğlu Şişhane’dedir. Bu arada
Bursa ilimizde de Ebe Hatun Türbesi vardır. Bu türbenin etrafında da halk inançları
yaşanmaktadır. Hoş Ebe ve Gebe Sarı Kız Türbeleri Ankara Nallıhan’dadır. Kırmızı Ebe
Türbesi: Ankara Kızılcahamam ilçesi Taşlıca köyündedir.(Kalafat2006: 3-14)
Türkistan sahasında var olmuş kadın şamanlar arasında, ebelik yapanlar da
vardır. Bunların, doğumu zor geçen kadınların doğumuna yardımcı olduğu, hatta çocuk
beklentisi karşılık bulmayanları tedavi ettiği de bilinmektedir. Hatta erkek Şamanların, dini
ritüellerde kadın sembolü olan kadın göğsü figürlü elbiseler giydikleri ve doğumu sembolize
eden pratiklerde bulundukları söylenir. Kam kimliği oluşumu ile dişilik olgusu bereket
arasında bir ilişki olduğu ileri sürülmektedir. Tuva halk inanışına göre, Tuva Şamanlarının ulu
atası da bir kadın şamandı (Beydili2005:511).
Yakut Türklerinde, özellikle erkek çocuk isteyen kadınların Şamanlara başvurdukları,
Şamanlarca efsunlandıkları görülmektedir (İnan2000:167). Türkler, Anadolu’ya geldiklerinde
şaman, Budist, Maniheist rahiplerin işlevlerini Anadolu’da muska yazma ve büyü
tekniklerinde uzman hocalar yüklenir.(Kalafat 1999).
Sibirya’da kamların görevleri şunlardır:
a) Ölü ruhunu öbür dünyaya göndermek,
b) Yersiz yurtsuz bir ruhu tahtadan bir tasvire yerleştirmek,
c) Avda şanssızlığı gidermek,
d) Hastaları tedavi etmek, (Güngör 2006) gibi görevlerine rastlarız.
Gerek Tahtacılar arasında, gerekse Ulaşlı Türkmenleri arasında doğum sonrasında
çocuğun göbek bağının önemsenmesi ve ebesi tarafından kutsalla ilgili bir yere gömülmesi
ritüeli ile; çocuğun doğumundan sonra kansız kurban ritüelini andıran ve “gömbet” diye
adlandırılan kuruyemiş dağıtılması işlemlerinin fenomenolojik4 olarak seyrine bakılacak
olursa, bu pratiklerin, Orta Asya Türk geleneğinin bir devamı olduğu söylenebilir. Divanü
Lügati’t-Türk’te çocuğun eşine, “son” veya “Umay” denilmektedir (DLT1992:123). Kazak,
Kırgız ve Yakut Türklerinde çocuk dünyaya geldiğinde ziyafet verilmektedir. Ebe, bu ziyafet
için buğday unundan bir yemek yapmakta; kadınlar, yemek yedikten sonra çocuğun eşini bir
çukura gömmektedir (İnan2000:173).
Türk inanç sistemi içerisinde, erken dönemden itibaren görülen “kadın
kamlık” fenomeninin, kültürde süreklilik bağlamında yer aldığı, karşılaştığı yeni şartlardan ve
etkilendiği yeni durumlar neticesinde kendisini yenilediği, değiştirip dönüştürdüğü
anlaşılmaktadır. Bu durum, Türk kültürünün doğasında var olan “kendini yok etmeden
yeniyle terkip kabiliyetinin”, bir sonucu olarak “kadın kamlıktan-ebe analığa” dönüşüm
özelinde de kendini gösterdiği söylenebilir.