Türk Dünyasının Şairi Keyvan Hüseyinoğlu ![]() Güney Azerbaycan, Türk dünyasının en kadim, en zengin ve aynı zamanda en ağır imtihanlardan geçmiş coğrafyalarından biridir. Savalan’ın heybetli doruklarından Urmu Gölü’nün tuzlu sularına, Aras’ın iki yakasını birleştiren köprülerden Tebriz’in çarşılarındaki saz sesine kadar her karış toprağı Türk kokar, Türk konuşur, Türk yaşar. Bin yılı aşkın süredir Selçuklu’dan Karakoyunlu’ya, Akkoyunlu’dan Safevî’ye, Kaçar’dan İlhanlı’ya dek Türk devletlerinin başkenti olmuş bu diyar, bugün yapay sınırların güneyinde kalsa da Türk dünyasının kalbi olmayı sürdürmektedir. Burada âşıklık geleneği hâlâ canlıdır; Koroglu’nun nefesi, Dede Korkut’un hikmeti, Babek’in isyanı, Səttar Xan’ın kılıcı, Şehriyar’ın Heyder Babası halkın dilinde, sazında, yüreğinde dipdiri durur. Ne yazık ki 1828 Türkmençay felâketi ve 1925’ten itibaren başlayan sistemli Farslaştırma politikaları bu büyük Türk coğrafyasını kimlik kırımına uğratmaya çalışmıştır. Türkçe yasaklanmış, şehir isimleri değiştirilmiş, Türk adı unutturulmak istenmiştir. Ama Güney Azerbaycan Türkleri folkloruyla, destanıyla, âşıklarıyla, türküsüyle direnmektedir. İşte tam bu noktada folklor, sıradan bir kültür mirası olmanın ötesine geçerek millî varoluşun en güçlü silahı hâline gelmiştir. Mitler, efsaneler, destanlar, kalıp sözler, âşık destanları, ağıtlar ve sözlü gelenek Güney Azerbaycan’da yalnızca geçmişin hatırası değil, bugünün millî uyanışının, milliyetçiliğinin ve birlik arayışının taşıyıcı kolonlarıdır. Keyvan Hüseyn oğlu’nun şiirleri tam da bu büyük folklorik-milli direniş zincirinin günümüzdeki en parlak halkalarından biridir. Keyvan, dizelerinde Qaradağ’ı, Urmu’yu, Qarabağ’ı, Səhənd’i, Savalan’ı konuştururken; Tomris’ten Zeyneb Paşa’ya, Şehriyar’dan Vurğun’a, Müşfiq’ten Əlişir Nevayî’ye dek bütün Türk dünyasının ortak değerlerini bir araya getirmektedir. Onun şiiri âşık edebiyatının çağdaş temsilcisi olarak, Güney Azerbaycan’ın coğrafi ve kültürel zenginliğini millî bilinçle yoğurmakta; hasreti öfkeye, öfkeyi umuda çevirmektedir. “Yüreği gülsün!” haykırışı, yalnızca bir temenni değil, Savalan’dan Ağrı’ya, Altay’dan Anadolu’ya kadar bütün Türk coğrafyasına ulaşan bir başkaldırıdır. Doç. Dr. Nabi AZEROĞLU |
|
80 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |