• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÜNEY AZERBAYCAN STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

GÜNAZSAM

GÜNEY AZERBAYCAN MİLLLİ UYANIŞI
Site Haritası
RESİMLER
AYAKLANMA RESİMLERİ
TÜRK DÜYASININ ŞAİRLERİ KAYSERİDE BİR ARAYA GELDİ

AYRILIK ŞAİRİNİN HASRETLERİ

15-17 Ekim tarihleri arasında, Türkiye’nin Kayseri şehrinin Talas ilçesinde Talas Belediyesi tarafından büyük bir etkinlik düzenlenmişti. Bu etkinlik, elbette Türk Edebiyatı Vakfı’nın ve özellikle de değerli başkanı Serhat Kabaklı’nın girişimi ve isteğiyle gerçekleştirilmişti. Bu programda 33 ülkeden şairler ve edebiyat insanları bir araya gelerek Türk dünyasının şiir ve edebiyatını büyük bir gururla tanıttılar.

Bu üç günlük program, herkesin zihninde güzel anılar bıraktı ve her bir kişi için unutulmaz olacak hatıralar oluşturdu. Türk Dünyası Konseri, tanışma yemeği ve şiir okuma günlerinin her biri birbirinden güzel bir şekilde gerçekleştirildi.

Ben ve Ali Çağla da Güney Azerbaycanlı şairler olarak bu etkinlikte yer aldık. Edebiyat ortamında her zaman hissettiğimiz samimiyet, burada daha derin bir dostluk ve kardeşlik duygusuyla birleşmişti. Kazak veya Kırgız şairin söylediklerini tamamen anlayamasak bile, içimizde var olan kardeşlik ve samimiyet duygusu bizi, sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi, birbirimize yakınlaştırıyordu.

Azerbaycan Cumhuriyeti’nden gelen soydaşlarımızla da görüşmek ve tanışmak için özel anlarımız oldu. Onlar bizi daha büyük bir samimiyetle kucaklıyor ve yanımızda olmaya çalışıyorlardı. Bir süre önce de Bakü’de bizi karşılayan, bize ev sahipliği yapan ve Türk Dünyası Kadın Şairler Birliği’nin başkanlığını yürüten Huraman Muradova ile ve tanınmış Alim ve şair Sabir Rüstemhanlı ile samimi ve güzel anlar geçirmiştik.
Fakat bütün bunların bir arada çok güzel olmasına rağmen, kalbimi sıkan ve içimde bir boşluk duygusu oluşturan bir şey vardı.
Meşhur “Bil Oğlum” şarkısını canlı olarak ve büyük bir gururla dinlediğimiz sırada, “Serhat Kabaklı” Hocamız da gururla bu ortamda oturuyor ve alkış seslerini duyuyordu.
Ama benim zihnim ve kalbim, Erdebil’in Kurabaz köyünden şair “Ferhat İbrahimi”ye gidiyordu.
Programın her iki gününde de “Ayrılık” şarkısı çalındı ve katılımcılar da şarkıcıya eşlik ettiler. Sanatçıların sesi salonu dolduruyordu.
Neredeyse ayağa kalkıp herkese sormak üzereydim:
“Acaba siz ‘Ayrılık’ şarkısının yazarı ve yaratıcısını tanıyor musunuz? Onun hikâyesini biliyor musunuz? Nerede yaşadığını ve ne zaman dünyadan ayrıldığını biliyor musunuz?”
Telefonumu açıp onun fotoğrafını göstermek ve belki de arkamızdaki büyük ekranda onun görüntüsünün gösterilmesini sağlamak istiyordum; insanlar onun kim olduğunu bilsinler diye.
Aslında “Ayrılık”, ölümsüzleşmiş bir şarkıdır. Fakat şairin dilinden duyduğum hasret ve İran coğrafyasında Türk bilim insanlarının ve kültür insanlarının varlığını gizleme ya da onları kenarda bırakma politikasının gerçeği ve sonucu, “Ferhat”ın varlığının ve hayat hikâyesinin de tıpkı kendi yaşamı gibi gölgede kalmasına neden olmuştur.
“Size Selam Getirmişem” şarkısının yaratıcısı, “ Mahmut Destpiş’in söylediği şu sözler hiçbir zaman aklımdan çıkmıyor:
“kızım, biz çok bedbaht ve mazlum kaldık. Ben şimdi iki ucu altın bir asa gibiyim. Bu tarafa döndüğümde vatana hain oluyorum, öbür tarafa döndüğümde ise Pan-Türkist oluyorum.”
Ancak hatırlatmalıyım ki Ferhat İbrahimi ve Mahmut Destpiş, her ikisi de Erdebil bölgesindendi ve birbirleriyle dosttular. Bir dönem radyoda birlikte çalışmışlardı. Her ikisinin de şiirlerini Ali Selimi, İran’a yaptığı seyahati sırasında bestelemişti.
“Ayrılık” Ferhat İbrahimi’ye aittir (1935 doğumlu – 9 Şubat 2019’da vefat etti) ve “Size Selam Getirmişem” ise “Valeh” mahlasıyla tanınan Mahmut Destpiş’e aittir (1934, Bakü doğumlu – 1 Ağustos 2021’de vefat etti).
Yazının çok uzun olmaması için şimdilik ayrıntılara girmiyorum.
Fakat bir zamanlar Tahran’da Pınar Yayınevi’nin kurucusu ve yöneticisi olarak faaliyet gösterdiğim dönemde, her iki şairi yakından tanıma ve gönüllerinden geçenleri dinleme fırsatım oldu. “Ayrılık” kitabını yayımladığım sırada Ferhat İbrahimi’yi daha yakından tanıdım ve onunla birlikte Mahmut Destpiş’in konuğu oldum.
Bugün, Türkiye’de söylenen o şarkının şairi, Türkiye’yi görme hasretiyle hayata veda etti.
Bir gün ona sordum:
— Hocam, İran’da hiç kimsenin sizi desteklemediğini biliyoruz. Ne televizyonlarda ne de gazetelerde sizi tanıtmıyorlar. Sanki sizi gizlemek ve tanıtmak yerine adınızı kenara itmek istiyorlar. O halde neden Türkiye’ye gitmiyor, televizyon programlarına katılmıyorsunuz?
Bana şöyle cevap verdi:
— Kızım, tam da yaramın üzerine bastın. Bir kez beni davet etmişlerdi, fakat İstihbarat Müdürlüğü izin vermedi. Ondan sonra korktum. Ailem ve çocuğum vardı. Onlara bir şey yapmalarından korkuyordum. Tahran’dan ayrıldım ve doğduğum köy olan Kurabaz’a geri döndüm. Yıllarca orayı yeniden imar etmek, geliştirmek ve orada yaşamak için çaba gösterdim.
Hatta kimsenin böyle bir şeyi yapmaya cesaret edemediği bir dönemde, köyün girişine Türkçe bir tabela koymayı başarmıştı. Köyün girişinde “Kurabaz Köyü’ne Hoş Geldiniz” yazılı bir tabela bulunuyordu. Köyün geçmişini ve bugününü korumak için eski ve yeni fotoğraflarını bana gösterdi; köyü yeniden kalkındırmak için nasıl emek verdiğini anlattı. Tahran Radyosu’ndaki çalışma yıllarından, Ali Selimi ve eşinin yanında çekilmiş fotoğraflarını da bana emanet etmişti.
Bu hatıraları ve hasretleri anladığım için Türkiye’yi, Azerbaycan’ı veya Türk dünyasını suçlamak istemiyorum. Amacım, bizzat tanıdığım, sözlerini dinlediğim ve hayatlarının bir bölümüne tanıklık ettiğim insanların gerçeğini ve hikâyesini anlatmaktır.
İnsan kendisini tanıtamaz ve İran rejiminin kürsülerinde ona yer verilmezse, bunun sonucunda onun adı, dili ve eserleri de gölgede kalır. Hatta “Rıza Beraheni” gibi bir kişi, Fars diline ve kültürüne hizmet ettiği dönemde İranlı olarak tanıtılıyor ve seviliyordu; ancak aynı zamanda Türk kimliğini dile getirdiğinde ve ana dil hakkını savunduğunda, onu kenara itmek için çaba gösterildi.

Gözlerimizin önünde duran bütün bu gerçeklere rağmen, hâlâ bazı insanların zihninde, eğer her şey Fars diline ve Fars kültürüne ait değilse, o insanın hain, bölücü veya başka bir adla damgalanması ve sesinin susturulması gerektiği düşüncesinin bulunması ne kadar üzücü.
Oysa bu hikâyeden çıkarılabilecek gerçeklerden biri de şudur: Devlet desteğinden mahrum bırakılan milletlerin değeri çoğu zaman bilinmez. Uygurlar, biz ve devlet sahibi olamamanın sıkıntısını yaşayan diğer Türk milletleri, ayrıca Rusya’da yaşayan Başkurtlar ve Tatarlar, çeşitli zorluklarla karşı karşıyadır. Onların dil ve kültür hakları her yerde aynı ölçüde korunmamakta ve desteklenmemektedir. Hatta yakın zamanda Rusya’da yaşayan bazı Türk milletlerinin Instagram ve Facebook gibi sosyal medya platformlarında dahi bulunmadıklarını ve özgürce faaliyet gösterme haklarının da kısıtlandığını fark ettim.

Talas’ta “Ayrılık” şarkısını dinlerken bu şarkı beni Tahran’a, Pınar Yayınevi’ne, Ferhat İbrahimi’ye ve Mahmut Destpiş’e götürüyordu. Onların sözleri, hatıraları ve hasretleri yeniden kalbimde canlanıyordu.

Talas Belediyesi’ne, Türk Edebiyatı Vakfı’na, özellikle değerli başkanı Serhat Kabaklı’ya ve ayrıca bu programın hazırlanması ve gerçekleştirilmesinde emek veren, katkıda bulunan tüm organizatörlere ve herkese içtenlikle teşekkür ediyorum. Dilerim ki bu tür buluşmalar, Türk dünyasının edebiyatını, şairlerini ve ortak hatıralarını yaşatmaya devam etsin.

Sharifeh Jafari
24 Ekim 2026
Berlin

  
29 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar49.664949.8639
Euro55.385555.6074
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam2
Toplam Ziyaret45386