• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

GÜNEY AZERBAYCAN STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

GÜNAZSAM

GÜNEY AZERBAYCAN MİLLLİ UYANIŞI
Site Haritası
RESİMLER
AYAKLANMA RESİMLERİ

Anasayfa

Ebülfazl Elçibey Vahid Azәrbaycan Mәfkürәsini ilk siyasetçi olarak ortaya koymuştur. Bu söylemler Güney Azerbaycan milli hareketinde derin sonuçlar doğurmuş, hareketin yaygınlaşmasında etkili olmuşlar. Kuzey Azerbaycan bağımsızlığın ilanıyla birlikte, Güney Azerbaycan Türklerinin siyasi etkinlikler ve örgütlemelerde hareketlilik yaşansa da İran tarafından bastırıldı. Azerbaycan Halk Cephesi Nahçıvan’da, 4 Aralık 1989’da İran sınırındaki rejimin gevşetilmesini talep ederek çeşitli mitingler düzenledi. 12 Aralık’ta başlayan mitingde Güney Azerbaycan’dan temsilciler de katıldı. Mitingler sırasında, devlet yetkililerine Aras Nehri boyunca uzanan dikenli tellerin 31 Aralık’a kadar kaldırılması talepleri oldu.  Azerbaycan Türkleri iki taraftan bir biriyle haberleşerek 31 Aralık’ta Aras Nehri boyunca toplandılar. İki tarafın sınırındaki dikenli telleri yıkarak temsili olarak iki Azerbaycan sınırları kaldırılıp birleşme sağlandı.
Dünya Azərbaycanlılarının Həmrəylik Gününün dekabrın 31-də qeyd olunması təsadüfi deyildir. Ötən əsrin 80-ci illərinin axırlarında keçmiş ittifaq məkanında gedən proseslər Azərbaycanda milli oyanış hərəkatının geniş vüsət almasına gətirib çıxartdı. Ermənistanın Azərbaycana qarşı ərazi iddiası irəli sürməsi, Dağlıq Qarabağda yaşayan ermənilərin açıq separatçılıq hərəkatı, bu proseslərin Ermənistan və Dağlıq Qarabağda yaşayan yüz minlərlə azərbaycanlının öz yurd-yuvasından qovulması ilə nəticələnməsi “Meydan hərəkatı”nın əsasını qoydu. Moskvanın və yerli hakimiyyət orqanlarının yarıtmaz siyasəti nəticəsində meydana çıxan bu problemlərin qarşısını almaq təşəbbüsünü üzərinə götürən xalq 1988-ci il noyabrın 17-da Bakının mərkəzi meydanına toplaşaraq fasiləsiz kütləvi etiraz aksiyasına başladı. Həmin günlər göstərdi ki, xalqımız müstəqil olmağa, azad yaşamağa layiqdir. Belə bir vaxtda azərbaycanlıların vətən naminə həmrəyliyinə, birliyinə ehtiyac yarandı.
Ustad Behruz Hamaçı, tarih ve kültür araştırmalarındaki yorulmak bilmez çabalarıyla kalıcı eserler bıraktı. Bu eserler, gelecek nesiller için değerli bir araştırma ve inceleme kaynağı olmaya devam edecek. Onun Azerbaycan’ın ve özellikle Tebriz’in şanlı tarihini tanıtma konusundaki hizmetleri, kültür ve tarih sevdalılarının hafızasında daima yaşayacaktır.
Güney Azerbaycan Millî Şiirler Antolojisi II Doç. Dr. Nabi Azeroğlu’nun derlediği Güney Azerbaycan Milli Şairler Antolojisi II (İksad Yayınları, Ankara 2025, ISBN: 978-625-378-440-9), Güney Azerbaycan Türk edebiyatının çağdaş temsilcilerinden Keyvan Hüseynioğlu’nun şiirlerini merkeze alan değerli bir çalışmadır. Serinin ikinci cildi olarak yayımlanan eser, yalnızca bireysel bir şair portresi çizmekle yetinmeyip, Güney Azerbaycan’ın tarihî, kültürel ve siyasî bağlamında millî kimlik mücadelesini şiirsel bir manifesto haline getiren bir antoloji niteliği taşımaktadır.lli Şairler Antolojisi II: Keyvan Hüseynioğlu’nun Şiirlerinde Türk Kimliği ve Millî Direniş. Kitabın temel ekseni, Türk dünyası bütünlüğü ve Güney Azerbaycan’ın asimilasyon politikalarına karşı folklorik-milli direniştir. Hüseynioğlu’nun dizeleri, coğrafi isimler ve
Kültürel soykırım veya kültür öldürücülük, ilk olarak 1944 yılında Polonyalı avukat Raphael Lemkin tarafından, soykırım terimini de ortaya atan aynı kitapta tanımlanan bir kavramdır. Kültürün yok edilmesi, Lemkin'in soykırım formülasyonunda merkezi bir bileşendi. Kültürel soykırımın kesin tanımı tartışmalı olmaya devam etmektedir ve Birleşmiş Milletler , 1948 Soykırım Sözleşmesi'nde kullanılan soykırım tanımına bunu dahil etmemektedir. Kültürel Soykırım, “zorunlu olarak taşıyıcılarının fiziksel yok oluşunu gerektirmeksizin bir kültürün çöküşüyle sonuçlanan amaçlı süreçlere işaret eder.” Bu türden durum ve süreçler, kültürel soykırım (cultural genocide) kavramıyla karşılandığı gibi deculturation kavramıyla da karşılanır. Kültürkırımı, genellikle yerli insanların deneyimlerini tahrif etmek için kullanılır. Kültürkırımı, şunlardan bazılarını ya da hepsini içerebilir: politik ve toplumsal kurumlar, kültür, dil, milli duygular, din, ekonomik istikrar, kişisel güvenlik, özgürlük, sağlık ve saygınlık.
Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de "1. Uluslararası Dilin Gücü, Kültürün Hafızası: Türk Dünyasında Ortak Değerler" sempozyumu düzenlendi. 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü münasebetiyle düzenlenen sempozyum, Kafkas Üniversitesi Ebu'l-Hasan Harakani Araştırma ve Uygulama Merkezi ile Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Azerbaycan Milli İlimler Akademisi Nizami Gencevi Edebiyat Enstitüsü ve Özbekistan Uluslararası Buhara Üniversitesi işbirliğinde gerçekleştirildi.
26 Azer, Güney Azerbaycan'da Türkçe (Azerbaycan Türkçesinde) kitapların yakıldığı ve "Kültürel Soykırımın" en belirgin simgesi olarak bilinmektedir. 21 Azer 1946 yılında İran silahlı kuvvetleri uçak ve tanklar desteğiyle Güney Azerbaycan Türk kentlerine girerek gerçek bir soykırımı başlattılar. 30.000 Güney Azerbaycan Türkünün bu işgal sırasında öldürüldü. on binlerce aydın ve yazar mülteci durumuna düştüler. Bu dönemden sonra Güney Azerbaycan Türklerinin kültürel ve siyası hareketleri 1979 devrimine kadar durdu. Ancak bu dönemden sonra İran'daki Türklerin yeniden fikri ve kültürel yeşermeye başlanmıştır. 26 Azer, sadece geçmişte yaşanmış bir "kültürel Soykırım" değil, aynı zamanda bugün de süren kültürel mücadeleyi hatırlatan bir gündür. Güney Azerbaycan Türkleri için bu tarih, siyasi ve kültürel milli uyanışı simgesi haline gelmiştir.
15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü, Türk Dünyası’nın ortak kültürel mirasını ve dil birliğini kutladığı anlamlı bir gün olarak tarihe geçiyor. Bu özel gün, Orhun Yazıtları'ndan günümüzdeki Ortak Türk Alfabesi çalışmalarına kadar uzanan, Türkçenin binlerce yıllık serüvenini ve birleştirici rolünü bir kez daha gözler önüne seriyor.
Güney Azerbaycan Milli Hükümeti 1945-1946 video arşivlerinin toplama ve yayınlama önemi: Güney Azerbaycan Millî Hükümeti (1945–1946) video arşivlerinin toplanması ve yayımlanmasının önemi, yalnızca tarihî bir dönemin belgelenmesi değil; aynı zamanda hafıza, kimlik, akademi ve kamuoyu açısından çok katmanlı bir kazanım üretir. Başlıca boyutlarıyla şöyle özetlenebilir:1. Tarihsel Belleğin Korunması Güney Azerbaycan Millî Hükümeti’ne ait video arşivlerinin toplanması ve yayımlanması, tarih yazımını tek yönlü olmaktan çıkaran, kültürel hafızayı onaran ve akademik üretimi besleyen stratejik bir faaliyettir. Bu arşivler, yalnızca geçmişi belgelemekle kalmaz; bugünün kimlik, dil ve hak tartışmalarına da sağlam bir zemin sunmaktadır.
Güney Azerbaycan Stratejik Araştırmalar Merkezi (GUNAZSAM)'ın 21 Azer Harekatı konusunda tahlili yazısı: 1941–1945 yılları arasındaki siyasi boşluk ve milli-demokratik hareketin zirve noktası olan Azerbaycan Demokrat Fırkası (ADF)'nın 1945-1946 yılları arasındaki kısa süreli devletçilik siyasetinin, Güney Azerbaycan Türklerinin modern milletleşme (nation-building) sürecine olan etkisini ve bu tecrübenin dayanaklarını incelemektedir. ADF, Seyid Cafer Pişeveri liderliğinde 3 Eylül 1945 tarihinde Tebriz’de kurulmuş ve bölgede milli-demokratik hareketin somut bir siyasi organizasyona dönüşmesini sağlamıştır. Mezkûr teşebbüs, Güney Azerbaycan Türklerinin kimlik inşasında merkezi bir rol üstlenerek, ulus-devlet tecrübesinin ilk pratik ve kurumsal örneğini sunmuştur.
1945 yılının Aralık ayının 12’sinde (21 Azer 1324) Tebriz şehrinde Azerbaycan Milli Meclisi açıldı. 21 günlük faaliyetin ardından AHK tarafından 21 Kasım 1945'te seçilen Millet Heyet, Azerbaycan Parlamentosu'nun ilk toplantısında istifa etti. Aynı gün (12.12.1945 / 21.09.1324) Azerbaycan Milli Meclisi, öğleden önceki oturumunda, ADF başkanı S. C. Pişeveri'ye, Azerbaycan Milli Hükümeti'nin kurulması talimatını verdi. Öğleden sonraki toplantıda Pişeveri, Azerbaycan Milli Hükümeti'ni (AMH) Milli Meclis'e şu şekilde tanıttı: 1) Başbakan - Seyid Cafer Pişeveri; 2) İçişleri Bakanı - Dr. Selamullah Cavid; 3) Halk Birlikleri Bakanı - Cafer Kaviyan; 4) Tarım Bakanı - Dr. Mehtaş; 5) Eğitim Bakanı - Mohammad Biriya; 6) Sağlık Bakanı - Dr. Övrengi; 7) Maliye Bakanı - Gulamrza İlhami; 8) Adalet Bakanı - Yusif Azima; 9) Yol, Posta, Telgraf, Telefon - Kabiri; 10) Ticaret ve Ekonomi Bakanı - Reza Rasuli; 11) Çalışma Bakanı atanıncaya kadar, Başbakanın kendisi o bakanlığın işlerini denetleyecekti.
Türk Akademisi, 2012 yılında Türk halklarının dili, edebiyatı, kültürü, tarihi üzerine bilimsel araştırmaları koordine etmek amacıyla Türk Devletleri Teşkilatı'nın himayesinde kurulmuştur. Akademinin ana misyonu, Türk tarihi, etnografyası, dilleri üzerine bilimsel çalışmalar yürütmek ve üye devletlerdeki eğitim kurumlarında kullanılmak üzere ortak ders kitapları/öğretim materyalleri hazırlamaktır. Akademi, ortak tarih, kültür ve mirası tanıtmak amacıyla ortak edebiyat, coğrafya, tarih ders kitapları üzerinde çalışmanın yanı sıra "Türk Barometresi" adlı sosyal araştırma projesini de yürütmektedir. Türk Akademisi, Türk dönemiyle ilgili antik eserlerin keşfedilmesine yol açan önemli arkeolojik araştırmalar ve kazılar gerçekleştirmektedir.
Bu günlerde Güney Azerbaycan'ın başkenti Tebriz'de milli kültür ögelerinin her geçen gün daha güçlü bir şekilde gündeme geldiğini görmekteyiz. Geçmiş senelerden başlayan milli dansların yanı sıra günümüzde milli tiyatro, milli müzik içerikli konser ve mahnılar gündemdedirler. Bu hafta Tebriz'de yedi Türk tiyatrosu icra edilmektedir. 1- Köroğlu 2- Kaçak Nebi 3- ölüleri kuylayın 4- Tavanlar 5- Pşnokyo 6- Cirtlan 7- Şehre Habde Türkçe tiyatrolar halkın büyük ilgisiyle karşılanmakta ve her geçen gün bu oyunların izleyenlerin sayısına arttığı görülmektedir. Güney Azerbaycan Türklerinin Milletleşme Sürecinde Milli Kültür: Milli harekât siyası ve kültürel olarak iki önemli bölümden oluşmaktadır. Kültürel kolun önemi her ne kadar siyasi kolun gölgesinde kalsa da milletlerin uyanışı aslında kültürel uyanışın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İran coğrafyasında Türk unsurunun yüzlerce yıl geçmişe sahip olmasına rağmen milletleşme süreci son yüzyıla kadar ilerleyememiştir.
1- Karadağ Meşelerinin Yanması 2- Urummiye Gölünün Kurutulması 3- Güney Azerbaycan kentlerinde mazot ve keyfiyetsiz benzin yakmadan dolayı hava kirliliği Güney Azerbaycan Qaradağ'da Nəmnəq və Dizmar meşələrində baş verən böyük yanğınlar, yerli əhalının yaşamını, Azərbaycanımızın doğal sərvətlərini və bölgənin gələcəyini təhlükəyə salıbdır. Şəhərlərimizdə də hava çox pis vəziyyətdədir. Təbriz, Urmu və Binab kimi şəhərlərin havası çirkli və bulanıq durumdadır və əhalı üçün, özəlliklə yaşlılar, uşaqlar və xəstələr üçün çox təhlükəli sayılır. Və əlbəttə, ən böyük yaramız Urmu gölü. Bu gölün tamamilə quruması uzunmüddətli bir fəlakətin başlanğıcı ola bilər. Duz fırtınaları insanlara tənəffüs sorunları yarada bilər və ətrafdakı torpaqları şorlaşdıraraq əkinçiliyi tamamilə sıradan çıxarda bilər. Bu, yüz minlərlə insanın həyatına təsir qoya biləcək bir faciəyə yol aça bilər.
Güney Azerbaycan'da sürekli yayınlardan biri olan Körpü Dergisinin yeni sayısı çıktı. aylıq ədəbi elektron dərginin yeni sayında o taylı-bu taylı müxtəlif düşüncəli yaradıcı adamlarımızın ədəbi-bədii nümunələri toplanıb. E-dərgi Güney Azərbaycanda. Dergi Latin ve Arap alfabesinde her iki şekilde yan yana verilerek Türk Dünyasına okur kitlesine sunulmaktadır. Derginin indirmek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız: Güney Azerbaycan'da sürekli yayınlardan biri olan Körpü Dergisinin yeni sayısı çıktı. aylıq ədəbi elektron dərginin yeni sayında o taylı-bu taylı müxtəlif düşüncəli yaradıcı adamlarımızın ədəbi-bədii nümunələri toplanıb. E-dərgi Güney Azərbaycanda. Dergi Latin ve Arap alfabesinde her iki şekilde yan yana verilerek Türk Dünyasına okur kitlesine sunulmaktadır.
Türk Irkının kendine has özelliği vardır. Öteden beri geniş coğrafi sahalarda, çeşitli iklim bölgelerinde yaşıyan Türkler'in ırkı vasıflarında birtakım farklılıkların belirmesi tabii idi. Bilhassa bu farklılıklar iklim değişikliklerinden meydana gelmiştir. Birçok kadim Türk Boylarının mavi veya yeşil gözlü ve sarışın olmaları dahi, bazı yabancı ilim insanlarının yanlış yollara sapmalarına ve Türk değil gibi, yanlış hükümlere kapıldıkları görülmektedir. Belki de art niyetli yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır diyebiliriz. Halbuki bu sarışınlık dahi, Türk Irkının kendine has bir özelliğidir. Kadim Türk Boylarından Kırgızlar sarı veya kırmızı saçlı, beyaz tenli, mavi veya yeşil gözlüdür.
Güney Azerbaycan âşıkları anlattıkları destanlarda birçok arkaik sözcük ve arkaik ifadeye rastlamaktayız. Eski Türkçede kullanılan “budun” sözcüğünü günümüz âşık anlatılarında kalıp şeklinde kullanımını görmekteyiz. Bu sözcüğün yalnız “Ölürem ay budun” ifade kalıbında kullanıldığını ve başka şekilde işlev yürütmediğini Azerbaycan sahasından derlenen destan kayıtlarında bulmaktayız. Diğer sahalarda bu ifade kalıbının yerine “ölürem ay elim”, “ölürem ay eller” kalıbıyla karşılaşmaktayız. Bunun yanı sıra âşıkların kullandığı “başına dolanayım”, “gadanı alayım” arkaik ifadelerde de eski inanç sisteminin izlerini bulmaktayız. Bu ifadeler daha çok Tebriz-Karadağ âşıkları anlatılarında bulunduğu dikkat çekicidir.
Güney Azerbaycan Coğrafyası, büyük Türk nüfusu ile zengin şifahi halk edebiyatına sahip olan Türk yurtlarındandır. Bölgede bin yıllar boyu yaşayan büyük Türk nüfusu köklü bir sözlü kültür geleneğini ortaya koymuştur. Sözlü kültür geleneğimizin önemli kolunu oluşturan ozan-â- şık, uygarlığımızın derinliklerinden kuşaktan kuşağa aktaran Türk kültürünün eşsiz varlıklarıdır. Milli edebiyatın önemli yapıtı olan destan ve hikâyeler ozanların halefi sayılan âşıklar tarafından günümüze ulaşmaktadır. Milletlerin toplumsal gen kodlarını taşıyan sözlü kültür ürünleri bir arkeoloji çalışması gibi değerlendirmek gerek. Arkeolojik çalışmalarda toplumun tarihi varlığı incelendiği gibi destanların arkeolojisinde ise milletin kültürel geçmişi, milli-manevi değerleri ortaya çıkmaktadır. Ozan-âşıkların destan anlatma geleneği derin kültür izleri taşıyan bir gelenektir. Bu geleneğin kökenini araştırmak için âşık -ozan-baksı-şaman çizgisini tarihi aşama- larını incelememiz gerekmektedir.
Günümüzde Türk dünyasının kara bağlantısı olan Güney Azerbaycan ve İran Türklerinin tarihi gerçeğinin aydınlatılması Türkoloji ve İranoloji bireylerin büyük katkısı olacaktır. Ortaya çıkacak İran Türk- tarihi-kültürel varlığı, coğrafyanın Türk dünyası için jeopolitik ve kopyalanması daha da belirgin hale gelecektir. “Settar Han Hamaseti” Abbas Penahî Makûyi'nin tarihi romanlarından biri olarak 1885-1914 döneminin siyasî-içtimâyi şartlarını yansıtan, meş- ruta harekâtına ışık tutan ender romanlardan biridir. 850 sayfalık hacim- li roma İran coğrafyasında yaşayan Azerbaycan Türklerinin tarihi-siyasî hayatına geniş bir bakış açısı sunmaktadır. Romanın başkahramanı Settar Han Karadağlı olsa da eser, Güney Azerbaycan Türklerinin özgür- lük uğruna verdikleri meşakkatli hayatı da yansıtılmaktadır. Özellikle Teb- Riz boyunca bir ay boyunca muhasarasi sırasında ortaya çıkan açlık ve kıtlıktan doğan zorlukla....
Günümüzde Türkiye’den sonra en çok Türk nüfusunun bulunduğu ülke konumunda olan İran coğrafyası yaklaşık bin yıl boyunca Türklerin egemenliği altında kalmıştır. Kaçar Hanedanlığı ile Ruslar arasında 1828 yılında imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Azerbaycan toprakları Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak ikiye ayrılmış; kuzeyde kalan topraklar Rusya’ya, güneyde kalan kısmı ise Kaçar hanedanlığına bırakılmıştır. 1925 yılından sonra bölgenin Fars yönetimine geçmesiyle birlikte birçok topluluğa uygulanan Farslaştırma politikası Türklere de uygulanmak istenmiştir. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulması Güney Azerbaycan Türklerinin içerisinde millî bilincin yükselmesine katkı sağlamıştır. 1990’lı yıllardan sonra Güney Azerbaycan Türklerinde milliyetçilik, geleneksel çizgi kültürel sahadan siyasi sahaya kaymıştır.
Şərqi Türküstan ərazisi 1,6 milyon (bəzi rəqəmlərə görə, 1,8) kvadrat kilometr olan, şimaldan Altay, cənubdan Pamir dağları ilə əhatələnmiş, tam mərkəzində isə Tanrı dağlarının ucaldığı, türk tarixinin müqəddəs izlərini özündə daşıyan bir bölgədir. Paytaxtı Urumçi, rəsmi dilləri uyğur və standart çin dilləridir. Tanrı dağı Şərqi Türküstanı iki hissəyə bölür – şimalda Cunqarya, cənubda isə Tarım hövzəsi yerləşir. Tarım hövzəsi 900 min kvadrat kilometrlik sahəsi ilə bölgənin yarısından çoxunu tutur. Hövzənin geniş hissəsi Təklaməkan səhrasına düşür. Tanrı dağları ilə Altay dağları arasında qalan Cunqarya hövzəsi isə daha əlverişli bölgə sayılır. Şərqi Türküstanın paytaxtı Urumçi də məhz bu hövzədə yerləşir.
İran ve Anadolu sahası ortak kültürel mirası ürünlerinden olan Erselannâmeler, el yazma ve taş basımı nüshalarının yanı sıra günümüz İran Türklerinin sözlü geleneğinde yaşamaktadır. Danişmendnâme, Battalnâme ve Şikâri Destanı ile konu ve motif benzerliğiyle öne çıkan Erselannâme aynı geleneğin devamı niteliğinde sayılabilir. İran sahasında birkaç el yazma ve taş basım nüshası bulunan destanın Anadolu sahasında günümüze dek bilinen tek nüshası İstanbul Atatürk Kitaplığında bulunmaktadır. 407 sayfadan oluşan hacimli taş basım eser musavver olup 27 resim içermektedir. Manzum ve mensur iç içe yazılan eserde Farsça ve Türkçe aruz vezninde şiirlerin yanı sıra Farsça Arapça mulamma şiir örneği de bulunmaktadır. Destanda Türkçe ve Farsça toplam 132 beyit şiir bulunmaktadır. Bu sayıdan 67 beyit Farsça ve 65 beyit şiir Türkçedir. Farsça şiirler aruz vezninde yazılırken Türkçe şiirler aruz ve hece ölçüsünde yazılmıştır. Edebȋ sanatların kullanıldığı süslü nesir örneklerind
Güney Azerbaycan Urmiye'nin önde gelen aşıklarından Aşık Hüseyin Dehgan bugün dünyasını deyişti. 1934’te İran Urmiye’nin İgdir köyünde doğan Mehemmed Hüseyin Dehgan’ın küçük yaşta âşıklık geleneğine ilgi duymasını annesi sağlar. Annesi Mahcebin, çocukken düğünlerde âşıkları dinleyerek büyüdü ve onlardan dinlediği çeşitli destanları öğrendi. Anne olduktan sonra bu destanları, oğlu Mehemmed Hüseyin’e anlatarak ona âşık edebiyatı sevgisini verdi. Dehgan, böylece âşıklık geleneğine gönül verdi. Âşık Dehgan, Urmiye ve Tebriz başta olmak üzere Şiraz, Tahran, Erdebil ve Meşhed gibi yaşadığı yere uzak diğer Türk şehirleri ile TV programları için gittiği Azerbaycan dışında Türkiye’de de çeşitli programlara katılarak sanatını icra etmeye devam etmektedir
Güney Azerbaycan, Türk dünyasının en kadim, en zengin ve aynı zamanda en ağır imtihanlardan geçmiş coğrafyalarından biridir. Savalan’ın heybetli doruklarından Urmu Gölü’nün tuzlu sularına, Aras’ın iki yakasını birleştiren köprülerden Tebriz’in çarşılarındaki saz sesine kadar her karış toprağı Türk kokar, Türk konuşur, Türk yaşar. Bin yılı aşkın süredir Selçuklu’dan Karakoyunlu’ya, Akkoyunlu’dan Safevî’ye, Kaçar’dan İlhanlı’ya dek Türk devletlerinin başkenti olmuş bu diyar, bugün yapay sınırların güneyinde kalsa da Türk dünyasının kalbi olmayı sürdürmektedir. Burada âşıklık geleneği hâlâ canlıdır; Koroglu’nun nefesi, Dede Korkut’un hikmeti, Keyvan Hüseyn oğlu’nun elinizdeki şiir kitabı, tam da bu büyük folklorik-milli direniş zincirinin günümüzdeki en parlak halkalarından biridir. Keyvan, dizelerinde Qaradağ’ı, Urmu’yu, Qarabağ’ı, Səhənd’i, Savalan’ı konuştururken; Tomris’ten Zeyneb Paşa’ya, Şehriyar’dan Vurğun’a, Müşfiq’ten Əlişir Nevayî’ye dek bütün Türk dünyasının ortak değerlerini bir araya getirmektedir.
“Şaman kelimesinin etimolojisi hakkında birçok görüş ileri sürülmüştür. Şamanizm’in kökenini Budizm’e dayayan, onun güneyden gelip kuzey Asya’ya kadar uzandığını ileri süren araştırmacılara göre Şaman kelimesi, Sanskritçe’de “dilenci-rahip” veya “Budist rahip” anlamına gelen Sramana veya Çramana kelimesinden Çin diline Şa-men (bilge kişi) olarak geçmiş; buradan da Mançu-Tunguzcada Şaman/Xaman halini almıştır.” Eski Türkçe’de Şaman karşılığı kullanılan kelime Kam’dır. Kam kelimesi Uygur dönemi Türk dili metinlerinde Turkische Turfan-texte’lerde, Kutadgu Bilig ve Codex Cumanicus adlı eserlerde geçmektedir. Yakutça’da Oyun; Moğolca Buge; Buryatça Buge ve Bö; Tunguzca Şaman/Xaman; Tatarca Kam; Altayca Gam/kam; Kırgızca ve Kazakça Baksı, Bahsı, Karamurt, Darger, Bubu; Samoyed dilinde ise Tadıbey kelimesi şaman kavramını karşılamak için kullanılmaktadır.
Âşık Hesen Gaffari’den yazıya aktardığımız destanlar “Tufarganlı Abbas ile Gülgez Destanı” ve “Mehemmed ile Gülendam Destanı” bölge âşıklık geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Özellikle Tebriz-Karadağ bölgesinin en kapsamlı destanı olan “Tufarganlı Abbas ile Gülgez Destanı” bu destanın en kapsamlı varyantıdır. Âşık Hesen Gaffari’den derlenerek bu destan Türk Dil Kurumu’nun “Türk Dünyası Destanları Tespiti ve Türkiye Türkçesine Aktarılması” projesi dâhilinde 2019 yılın da kitap haline getirilmiştir. Âşık Hesen Gaffari’den yazıya aktardığımız bir diğer destan Mehemmed ile Gülendan Destanı’dır. Bu destan toplam 10 saatlik bir ses kaydının yazıya ak tarılmasından ortaya çıkmıştır. Bu çalışmaların en önemli hususu âşığın destan söylemine uygun, sözlü kültür ürünü olan eserin özelliğini korumak olmuştur. Bu aktarmada Azerbaycan Türkçesi’nin karşısında Türkiye Türkçesi şekli de verilmiş tir.
Tebrizli ressamın Atatürk portresi sosyal medyada paylaşıldı. Atatürk'ün portresinde canlı ve derin bakışları görenleri şaşırttı. Tebrizli ressam Cavad Süleymanpur bu yapıtıyla Türk milletinin gönlüne hitap etti. Güney Azerbaycan, Tebrizli Ressama başarılar dileklerimizle.
Bilge Kağan'ın Çağlar ötesinden Cihangir Türk Milletine öğütler verdiğini Orhun Kitabelerinde Yoluğ Tigin e yazdırmıştır. Büyük dil alimi Kaşgarlı Mahmut; Türkçe'nin zenginliğini, güzelliğini ve evrensel dil olmaya layık olduğunu Divanı Lügat it Türk eserinde ortaya koymuştur. Hive Hanı Ebulgazi Bahadır Han 1600 lerde Secerei Türki ve Secerei Terakime eserlerinde Türklüğünün soy, dil, tarih ve fikir birliğinin üst seviyelerde olduğunu dile getirmiştir. Bahadır Han 1625 te Fransız Kralı ve hükümetine sunduğu raporunda; Osmanlı İmparatorluğun; Hıristiyan devletlerin tümünün oluşturacağı bir koalisyon tarafından dahi yenilemeyecek kadar çok güçlü olduğunu ifade etmiştir.
Azerbaycan sözlü geleneğin en önemli kolunu oluşturan âşık destanları, mitolojik öğeler, mitolojik anlatım, masal ve sözlü anlatım geleneğinin tüm özelliklerini taşıyan zengin bir kültür ürünüdür. İran Azerbaycan’ı yöresinde aşıklar arasında destan söyleme geleneğinin önemli bir yeri vardır. Bölgede büyük Türk nüfusunun varlığı, âşıklık geleneğinin köklü bir kültür ögesi olmasına neden olmuştur. İran sahası Türk kültürünün zengin bir hazinesine sahip olan bölgedir. Bunun bir örneği olarak Türk dünyası âşıklık geleneğinde anlatılan nazımla nesrin iç içe en uzun destanın Şikâri Destanı’nın bu bölgeden derlendiği ve bilim dünyasına sunulmasıdır.
Rumlar ve Ermenilerden sonra, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyetini uğraştıran gayrimüslim topluluklardır. Bugün yurtdışındaki Süryaniler, Türkiye'ye karşı son derece kötü propaganda yapmaktadırlar. Süryani göçünün arttığı son yıllarda güneydoğuda terörün bölge güvenliğini büyük ölçüde olumsuz etkilediği bir gerçektir. Bu durum bölgedeki halkın arasındaki ُSüryani vatandaşlarımızın yurt içi ve yurt dışına göç etmelerine neden olmuştur.
BAŞBUĞ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: 20.yüzyılın başlangıcında Osmanlı Ordusu malesef politize olmuştu. Daha öncekilerden farklı yeni bir Subay kadrosu yetişmişi. Askerlik sanatında, cesarette, vatanseverlikte, hürriyetçilikte birbiriyle yarışan insanlardan oluşan her şeye hazır bir kadro. O dönemin şartları, birbirini kovalayan iç ve dış olaylar bu kadronun yetişmesi için mükemmel bir laboratuar görevini yerine getirmiştir diyebiliriz.
Günümüz dünya sahnesinde görülen Milletler içinde, özgün milli kimliğini koruyarak Bağımsız Devletler varlığını kesintisiz olarak milat öncesi yıllardan günümüze kadar taşıyabilen tek Millet TÜRK MİLLETİDİR. TÜRK DEVLETİ EBEDÎ'dir. Dünya; sürekli bir değişim ve gelişim, surekli ve amansız bir mücadeleye sahne olmaktadır. Bu sahnede Türklük önemli bir güçtür. Eski üç kıtanın 55 milyon kilometrekare genişliğindeki büyük bölümü, yüzlerce yıl Türk boylarının, Türk Devletlerinin hüküm sürdüğü alandır.
Bu yazılarımızda Türk Dünyasının ortak edebi ve kültürel değerlerini tanıtacağız. Türk Dünyasının ortak kültürel mirası ürünlerinden olan Erselannâmeler, el yazma ve taş basımı nüshalarının yanı sıra günümüz İran Türklerinin sözlü geleneğinde yaşamaktadır. Danişmendnâme, Battalnâme ve Şikâri Destanı ile konu ve motif benzerliğiyle öne çıkan Erselannâme aynı geleneğin devamı niteliğinde sayılabilir. İran sahasında birkaç el yazma ve taş basım nüshası bulunan destanın Anadolu sahasında günümüze dek bilinen tek nüshası İstanbul Atatürk Kitaplığında bulunmaktadır. 407 sayfadan oluşan hacimli taş basım eser musavver olup 27 resim içermektedir. Manzum ve mensur iç içe yazılan eserde Farsça ve Türkçe aruz vezninde şiirlerin yanı sıra Farsça Arapça mulamma şiir örneği de bulunmaktadır.
Güney Azerbaycan Türkleri arasında Muğam sanatı, âşık sanatında olduğu gibi milli düşüncenin gelişiminde vazgeçilmez bir yere sahiptir. Milli kültürün oluşumunda, ulusal kimliğin pekiştirilmesinde ve müzikal düşüncenin şekillenmesinde işlevsel bir rol oynayan bu sanatlar, Azerbaycan halkının tarihsel ve kültürel mirasını yansıtır. Bu nedenle, bu sanatın korunması ve gelecek nesillere aktarılması, Azerbaycan kültürünün devamlılığı açısından büyük önem taşımaktadır.
Behram Esedi, 1963 yılında Urumiye şehrinde doğmuştur. İlk ve orta öğreni- mini, ardından üniversiteyi bu şehirde bitirdikten sonra, 1986 yılında öğretmen olarak yine Urumiye şehrinde çalışmaya başlamıştır. Öğretmenliğe başlamasıyla beraber şiir ve makalelerini yayınlamaya başladığı görülmektedir. Yıllarca folklor malzemelerini toplayan yazar, derlediği halk edebiyatı ürünlerini yazıya aktarıp kitap haline getirmiştir. Çocuk edebiyatı konusunda sayılı yazarlar arasında yer alan Behram Esedi, bu sahada dört eser ortaya koymuştur: “Hayvanları Tanıya- lım”, “Gün Çıktı”, “Yağdı Yağışlar” ve “El Ele Düğme Dele”. Yazar, Yaz Neşriyatı’nı kurmuş ve 2003 yılından itibaren kendi eserlerini yayınlamaya başlamıştır.
Türk Dünyası'nda Türk dil birliği konusunda önemli bir adım atıldı. Türk Akademisi Abay Kunanbay’ın Kara Sözleri ile Cengiz Aytmatov’un Beyaz Gemi adlı eserini Ortak Türk Alfabesi ile deneysel olarak yayımladı.
TÜRKLERDE KIZIL ALMA ÜLKÜSÜ: Türklerin tarih boyunca en makbul ve bütün emellerini bağladıkları ÜLKÜ'nün adıdır. Bu onların en nurlu, en göz alıcı gaye ve emellerinin adıdır KIZIL ELMA. Diğer bir deyişle TURAN ÜLKÜSÜDÜR. Türkler tarih sahnesine çıkmaları ile bu ülkü paşinde koşmuşlardır. Kızıl Elma, Türklerin MİLLİ SAVAŞ idealleridir. Türkler Kızıl Elma' yı bütün hayatlarında en büyük servet, en sevgili, en aziz vuslat bilmişlerdir. Onlar için savaş meydanlarındaki en büyük kazançları KIZIL ELMA'yı kazanmaları olmuştur. Sayısız büyük savaşlar Kızıl Elma için kazanılırdı. Kızıl Elma, Türk dilinde saltanatlar yıkarak, nice tahtlar devirerek, kralların, imparatorların taçlarını ayaklar altında çiğneyerek erişiler SON ZAFER DEMEKTİR. Türk için EN UZAK VE EN SON COĞRAFİ NOKTA KIZIL ELMA'dır.
Dr. Hüseyin Feyzullahi Vahid (Ulduz)‎, Ustad Hemid Ahmedzade (Telimhanlı)‎ ve Aliriza Zihak (Ağçaylı) nin‎ 1980-1982 tarihleri arasında çıkarttıkları Dede Korkut Dergisi Azerbaycan Türkçesiyle İran’da yayınlanan ilk Türkçe dergi olarak tarihe geçmiştir. Şah döneminde baskılar sonucunda Azerbaycan Türkçesinin yasaklanması İran sahasında Türkçe (Azerbaycan Türkçesinde) yazar okur sayısı yok diyecek kadar düşrümüştü. İran Devletin yasaklamasına paralel olarak halkın arasında “Türkçe zor bir dil, yazıp okunması imkansız bir dil” telkinler de gene devlet organları tarafından yapılmaktaydı. İran’da Türkçenin sökülüp atılması için yürütülen bu siyaset aslında Rıza Şah döneminden başlamıştı.
 1 
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar42.851043.0227
Euro50.258150.4595
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam60
Toplam Ziyaret14443